Sistem Tarayıcınızı Tanıyamadı Sitede Sorun Yaşayabilirsiniz!!! Lütfen Bu Durumu Site Yönetimine Bildirin
AH ULEN SİMİT! AH ULEN SİMİT! Bunca varlık var iken gitmez mi gönüllerin darlığı?Allahım!!! Yazısızım!.. Yazdı, ramazandı, bayramdı bitti. Herkes çoktan geçti memleket meselelerine. Evetler, hayırlar, deniz kıyısında sisler, çam yarması kütükler, yav Doğanca'nın SesiKulağıDoğanca Köyü Web Sitesi
Şuan Doğanca Köyü Web Sitesinde 1 Kişi Online Dosya Yükle
  Anasayfan Yap   Favorilerine Ekle   İletişim   Player   Rss Tema    
ANASAYFA DOĞANCA KÖYÜ SÖZLÜK FORUM REHBER HABERLER RESİMLER HESABIM
 
CANLI DESTEK
Forumlardaki Son Cevaplar : ÇEVREDEN FOTOĞRAFLAR..(FahreddinEkim) Üveyz (üvez ağacı)..(FahreddinEkim) KÖYDEN FOTOĞRAFLAR..(FahreddinEkim) Türk mucizesini dünya araştırıyor..(FahreddinEkim) KÖYÜMÜZDE TOPLAndIK..(FahreddinEkim)    s:1,2, Leylekler Geldi mi?..(ulku) KÖYDE DE ÇEVRE KİRLİLİĞİ BAŞLAMIŞ..(FahreddinEkim)    s:1,2, MUSLUKSUZ ÇEŞME..(FahreddinEkim) - KISSADAN HİSSE VAKTİ.....(FahreddinEkim) ÇOK GÜZEL BİR HİKAYE..(FahreddinEkim) KÖYÜMÜZÜN LEYLEKLERİ..(ulku) FOTOĞRAFLAR KONUŞUYOR..(ulku)    s:1,2, Köydeyiz..(FahreddinEkim) BİRAZ GÜLELİM..(FahreddinEkim) UNUTTUKLARIMIZ..(FahreddinEkim)
» Üyelik
Adınız :  
Şifreniz :  
Hatırla :   
Yeni Kayıt |  Şifremi Unuttum
    
»www.vizedoganca.com Doğancanın Sesi Kulağı)
» Haberler
                             ~ ~ ~ Haberler ~ ~ ~
[2] [A] [B] [Ç] [D] [G] [H] [İ] [K] [L] [M] [O] [S] [T] [U] [Ü] [W] [Y]
KATEGORİLER
   Kırklareli (0)
   Vize (1)
   Köyden Haberler (13)
   Siteden (14)
   Diğerleri (3)
» AH ULEN SİMİT!

AH ULEN SİMİT!

Bunca varlık var iken gitmez mi gönüllerin darlığı? 

Allahım!!! Yazısızım!.. Yazdı, ramazandı, bayramdı bitti. Herkes çoktan geçti memleket meselelerine. Evetler, hayırlar, deniz kıyısında sisler, çam yarması kütükler, yavrucuklar, müzeler, kuyular, patatesli börekler, biri bin para çalıntı sorular; okuyorsunuz işte neler neler. Üretim üç vardiya burada. Bense kucağımda bayramdan kalma boş baklava tepsisi, en dipte bakıyorum öyle duvar kenarından… Durun bakalım, dibe vuran yükselirmiş. Hazır elim alışmışken, tepsiye tepeleme simit doldurmak istiyorum bu kez. Bildiğiniz simit canım... Hani şu üç kuruşluk, hani yolda izde sersebil. Hani ayranın, çayın yakışığıdır tattan bilen damaklarda.
Hani metalik bir bankanın reklam diye iyi günler dilemekten öteye geçemediği, spor ayakkabı deyince akla sağlamlık getiren tek markanın, tek margarin ve tek kağıt mendilin olduğu zamanlarda, çocuk akıllarının hamburgerle çelinemediği yıllarda okul kantinlerinin tek yiyeceği olan nesne. Şimdi pasaklı kızlarımın nerede ne çöpleri var diye ani çanta baskınlarında diplerden yenmemiş, kurutulmuş, unutulmuş hallerini “Pisss yaaa benim kızlarım! Yemeyecekseniz niye alıyorsunuz, niye unutup çöplük yapıyorsunuz çantanızda haaa?” ciyaklamalarım arasında atmak için elimde biriktirdiğim vazgeçilmiş susamlı parçalar.
Bu kez alıntı bir yazı paylaşmak istiyorum sizlerle. Köyümüzün okumuş takımının yürüttüğü web sitesinde, memleketin top yekûn ekonomik ve siyasi bakımdan çalkantılar içinde yüzdüğü dönemlerde türlü zorluklarla geçen öğrencilik ve öğretmenlik yıllarına dair anılarını bizlerle paylaşan öğretmen arkadaşımızın “simit” üzerine yazısı bu. Her okuduğumda kusasım gelir yediğim simitleri. Bir simit insana neler düşündürtür; o zaman ve şimdi? Ve düşünürüm ne yok zamanlarda ne var nesiller yetiştirmiş bu millet. Mideler binbir çeşidi öğütmezken de nasıl beslenirmiş ruhlar…Ve merak ederim gezinir mi şimdi okul koridorlarında böylesi kanaât? Böyle naif (saf, çocuksu) kişilikler ve böyle nahif (zayıf, cılız) nefisler nerede?
Artık özel servisleriyle cicili bicili sınıflarına koşan çocuklarımıza hiç bu kadarını hissettiremeyecek olan halâ aynı susamlı çıtırı velev ki çeksin canı Begüm’ün, Kıvanç’ın, İlayda’nın, Mert’in… Ve yazıdaki gibi buluversinler diyelim ortalık yerde; tavan yapmış özgüvenli halleriyle kaptıkları gibi tepsisiyle götürürler ne olmuş? Velisi anneciği geliverir birinin, çatır çatır öder de sınıfa sebil etmez mi tepsiyi? Etsin, afiyet şeker olsun kuzucuklara; o değil mesele. Mesele o ki; ne yokluklarda ne karakterler yetiştirirken bu millet,  bu bollukla ne seciyeli fertlere sahip olur artık kimbilir. Ya da ne bileyim, Yunus’un dediği gibi mi olur? Bunca varlık var iken gitmez mi gönüllerin darlığı? İşte yazı, siz karar verin…
******************
SİMİT

      İlkokul yıllarımda simit nedir bilmediğim için tadını da merak etmemiştim. Ortaokul yıllarında arkadaşlarımın elinde görüyordum. Bazı arkadaşlarımız paylaşmayı öğrenmiş olmalarından olsa gerek para vererek aldıkları simitlerini benimle paylaşmak istediklerini hatırlıyorum. Ben de alamadığım bir şeyi başkasından alarak tatmayı kabul edemediğimden teklifleri geri çeviriyordum. Bir ara okul ihtiyaçlarım için verilen paradan biriktirerek simit almayı kafama koymuştum. Simit almaya karar verdiğim gün okulun çevresinde simitçi göremedim. Öğlen çıkışında da alabilirim umuduyla okul çevresinde gezinirken hikaye kitapları satan dede dikkatimi çekti.Bir kaç öğrenci kitapları karıştırmaya ve fiyatlarını sormaya başlayınca cesaretimi toplayarak ben de yaklaşmıştım.Öğrenciler kitapları karıştırıyor,ellerine aldıkları kitapların fiyatlarını soruyor ve tekrar dedenin önündeki kartonun önüne fırlatır gibi atıyorlardı.Böylece ben de kitapların fiyatlarını öğrenmiş oluyordum.Bir öğrenci az yapraklı olduğu her halinden belli olan bir kitabın fiyatını sordu.”Bir simit parası.” cevabını almasına karşılık kitabı geriye attı. O an kararımı değiştirerek biriktirdiğim simit parası ile ilk kitabımı aldım. Hemen okulun duvarlarının kuytu bir yerine çekilerek kitabı okudum. Bir daha ne para biriktirdim ne de simit almayı aklıma getirdim. Büyüyünce, çok param olunca yiyecektim.

    Ortaokul’u bitireceğimiz son günlerde Kırklareli’ne Yatılı Okullar İmtihanı için gittik. İmtihan çıkışı simitçiler gördüm. Ama herhalde verilen parama kıyamadım ki hiçbir şeye para harcamadan geri gelmiştim. İmtihan sonucu ne oldu? Diye soruyorsanız tabii ki sonradan öğrenmiş olsam da kazanmıştım.

     Edirne Erkek Öğretmen Lisesi’ndeki ilk günlerimde simit ile tanışmadım. Her sabah erkenden kaldırılıyor, bir saat ders çalıştıktan sonra kahvaltıya gidiyorduk. Bir sabah yatakhaneden geç çıkmıştım. Hızla sınıfıma doğru giderken burnuma nefis bir koku geldi. Bir kişinin omzundaki tepsiyi hızla kantine doğru götürdüğünü gördüm. Ben lavaboda yüzümü yıkayıp çıkmıştım ki elinde sıcak simit yiyerek sınıfına doğru giden bir öğrenciyi görmemle unutulmuş hevesim yeniden canlandı. Gidip ilk simidimi alıp yemeliydim. Hemen hızlı adımlarla kantin denilen, fakat benim daha hiç girmediğim bölüme doğru yöneldim.

   Odanın kapısı kapalıydı. Kapının önündeki sandalye üstüne konulmuş simit tepsisinin üzerindeki naylon buhar içindeydi. Etrafı dinledim, hiçbir ayak sesi gelmiyordu. Naylonu açık olan kısımdan tepsinin içine baktım. Nefis kokusu olan, bol susamlı simitlerin sıcaklığını yüzümde hissettim. Alacaktım da parasını vereceğim kimse yoktu. Biraz önceki öğrenci aldığına göre bir yolu olmalıydı. Tepsinin görünen kısmına dikkatli baktığımda elli kuruş gördüm. Ben de parasını bırakıp alabilirim diye düşündüm. Elli kuruşumun olmadığını bildiğim halde pantolonumun ceplerini karıştırdım. En sonunda cüzdanımda aylardır zor durumlar için sakladığım beş liramı çıkardım. Simit de zaman geçtikçe bir başka nefis kokuyordu. Ancak beş liralık simit alamazdım. Bir simit alıp da paramın tamamını da orada bırakamazdım. Gelen giden olur diye biraz daha orada ileri geri gezindim. Gelen giden olmayınca simidi alıp yemeyi, kantinci gelince de parasını vermeyi düşündüm. Aldığım simidin parasını ödemeye geldiğimde kantinci:

-Bir taneden fazla almışsın, simitler beş tane eksik çıktı.

 Demek isterse ne yaparım? Yalancı,hırsız muamelesi yapılırsa…. Düşündüm ve karar verdim.”Kısmette simit yemek yokmuş. O nefis kokusunu doya doya koklamak varmış.” diyerek koşar adımlarla sınıfıma gittim. Bir ara yanımda oturan arkadaşıma bu olayı anlatmayı düşündümse de sonradan vazgeçtim.”Ya simitlerin sayısı eksik çıkarsa, benden bilirlerse ne yaparım, derdimi kime anlatırım?”  diye düşünmüş, tadını bilmediğim şeyi çalmış muamelesi görmenin beni daha da üzeceğinden korkmuştum.

    Kısacası bir daha yıllarca hiç simit yemedim. Neden mi? Belki de o nefis kokuyu duyamadığımdandı. Belki de hayalimdeki tadının olamayacağını düşündüm.

    Öğretmen olduğumda artık simit alabilir, hatta bir tane alıp beş tane parası verebilirdim. Ama yiyemedim.

-Çocuk iken param azdı, yoktu. Güzel kokardın. Belki tadın da güzeldi. Artık seni yemeyeceğim dedim. Bundan sonra ben yemiyordum.
      İstanbul’da, bir gün fırına ekmek almaya girdiğimde yeni çıkarılmakta olan simitleri gördüm. Sanki yirmi yıl önceki kokuydu. Hemen ilk tepsidekilerin hepsini satın aldım. Paketletip sokağa çıktım. Tanıdığım tanımadığım herkese dağıtırken gözyaşlarımı saklamaya çalışıyordum.
Fahreddin Ekim (2007)
*****************
Böyle işte, dediğim kadar yok mu? Artık biliyorsunuz ya bizim evin hallerini. “Ihlamur Çiçekleri” yazımda sözünü ettiğim hastane odasında ziyaretçi bir arkadaşımızla, çocuklarımızdan sitemkâr bahsederken,  “ Harçlığım olmadığı günler kantin katına inmiyordum.”  demesi üzerine “Yok yok bolluk içinde yüzüyorlar da kıymet bilmiyor bizim haylazlar.” diye sözü bağlamışken, kulak misafiri olmuş bir hasta “Abi ne diyorsunuz siz?  Ben halen çocuğuma yarım simit parası veriyorum günde, bazen o da olmuyor.” Deyince gözlerimiz yere çevrilirken, o bildik renk hepimize yakışmıştı.
Buyrun siz de birer tane bayatlamadan; şu tepsi de düşsün artık elimden…
Ülkü Selvi Uslu

http://www.kadinhaberleri.net/index.php

Yazan ulku | 18.09.2010 08:54:01 | Puan Ver : 0 | Yorumlar : 0 | Okunma : 653 | Yazdır | Gönder | Word indir
» Habere Yapılan Yorumlar
Henüz Yorum Yazılmamış Siz birtane yazın..
Editörü Aç

    
» Haber Ara

Başlıklarda : Haberlerde :
» Haber Ekle
Editörü Aç



» Son Haberler
» GÜZEL SÖZLER (05.02.2014)
» TRAKYALILAR GÜNL (08.12.2013)
» BAYRAM (08.08.2013)
» SU TESTİSİ (25.07.2013)
» UNUTTUKLARIMIZ (31.03.2013)
» KÖYDE ÇEKİM YAPI (02.03.2013)
» KUTLUYORUZ (20.12.2011)
» KURBAN BAYRAMI (08.11.2011)
» HAÇ YOLCULUĞU (28.10.2011)
» Hakkari'deki (19.10.2011)
» Hit Haberler
» MARİFET (3498)
» Doğru Paylaşımın Adr (3121)
» GİT BAŞIMDAN BAKLAVA (3046)
» BİZİM TAVUK OTU (2220)
» Balık avı (1536)
» İLTİFAT (1343)
» Çorbada Tuzumuz Olsu (1278)
» LOKUM HİKAYESİ (1161)
» 27 KASIM 2009 Kurban (932)
» İftar yemeği (888)
» Son Yorumlar
»
» Hayırlı dönüşleri olsun.
» çok beyendim elinize yüre
» Allah kabul etsin her şey
» Gerçekten marifet iltifat
» Müşterisiz meta zayidir.
» Daha önceden de orası kah
» Haber için teşekkür ettik
» Turnaya bak bee.
» Keşke ben de arefeden köy
» Haber İstatistikleri
» Ust Kategori (1)
» Alt Katergori (5)
» Haber (31)
» Okunma (31852)
» Yorum (14)
» Toplam Adettir
» Menü
» Ana Menü Fahreddin Ekim Forum Yazilar Köşe Yazıları Haberler Resimler Videolar Arkadaş Listem Mesaj Kutum Üyeler Baglantilar İlanlar Ziyaretçi Defteri Kadromuz Tarihçe Kültürümüz » Araçlar Admine Ilet
» Copyright Yukarı
Doğancanın Sessi Kulağı
..... ©ByCafer .....